Sen
bir cânân, âfet-i devrân ve yine sen ki Hüdâ Şu
denizde doğan kızıllar da yine sensin güyâ Eserken
mavilere senden bir derd-i nefs-i rüyâ; Esir
oldu gönüller, haktan kaçarken bir nev-mâha... Sen,
sen ve sen... Senlerden örülmüş bu kızıl gök kubbe; Sadece
bana dert olmuş, varılır mı bu sevi'ye? -Dolunay
Han
Meçhûl Kız Meçhûl Kız Tolunay Han Bir zamân oldu, kalp sevgiye doydu, Bir vakit geçti, meçhûl bir kız doğdu, Oğlan hoşlanır, fakar o kız kimdir?... -Bilinmez- Çağlar çağladı, aşk kalbe dağlandı, Çağrı dirildi, kız gönle sığmadı, Oğlan seviyor, ancak kız da sever mi?... -Bilinmez- Sönüyor günler, düşünde bir güzel, Soluyor güller, âh sevgili tez gel, Oğlan âşıktır, kız farkında mıdır?... -Bilinmez- Tolunay'a derler, var git güzele Tanrı'dan emir: "gönüller birleşe" Oğlan mutludur, kız ondan da mutlu Şimde ikisi de meçhûl...Nerdeler?... -Bilinmez- 5 Sekizinçay 25
Bora Nihat Sami Banarlı Bora Nihat Sami Banarlı Borraa... Borra... Buzlar üstünden sağnak geliyor... Borra... Kardeş millet avlıyor soğuk iklimler. Horra... * * * Kanma ey Türk. Düşmanı dost bellemekten sakın: Millet değil bir tek fert bil ki yok Türk'e yakın. Gök gürliyen sesinde mırıltılar ezilsin; Sen kara târihte hep şimşek çakan nesilsin. Haykır... Gürbüz sesinle dağlara çık ta haykır... Saltanat yık, saray kır, ordu mahvet, alay kır. * * * Kardeşiz der o millet yağız arpanı alır; Çamuru ekmek sanan çocukların aç kalır. Fenleriyle yavrunun dondurur gözyaşını, Billurdan döktürürler sarayların taşını, Masum karın "kandil"de göz nurunu döker de Bir nazlı oya işler, yaratır bir al perde; O gök gözlü çaylaklar kapar da o perdeyi Kızıl abacur takar da orospu gerdeği... * * * Haykır... Gürbüz sesinle dağlara çık ta haykır... Saltanat yık, saray kır, ordu mahvet, alay kır. Gök gürliyen sesinde mırıltılar ezilsin... Sen kara târihte hep şimşek çakan...
Gül ve Bülbül Gül ve Bülbül Tolunay Han Mevsimlerden ilkbahârdı. Güneş olanca kudretiyle her yeri aydınlatıyor ve bembeyâz bulutlar yeryüzüne serinlik veriyordu. Denizin engin mâvîliğine bakan bir çınar ağacı, yaprakları ile bir aşk melodisi çalıyordu. Onun hemen dibinde güzeller güzeli bir gül vardı ki ağacın gölgesinde serinliyor ve cân buluyordu. Güneşin doğrudan temâs’ı ve zâlim poyrazların hiddetinden gülü, yalnızca bu çınar ağacı korumaktaydı. Zamân böylece akıp geçerken, sâatler birbirine koşarken, sesiyle ünlü bir bülbül yolunu şaşmış ve çam, köknar, ardıç, huş ağaçları arasından geçip çınarın gölgesinden sıyrılarak çınarın dallarından birine öylece konmuştu. Bu dalların yapraklarıyla yellenip gölgesinde nefeslenen bülbül aynı zamânda etrâfına bakınıyor ve ânın keyfini çıkarıyordu. Bakındıkça son bestesi olan sedâ-yı bülbül melodisini şakıyor ve etrâfa hoş ezgiler söylüyordu. Bir ân gelmişti ki başını aşağı eğdi. O hoş ezgiler susmuş bülbül ...
Yorumlar
Yorum Gönder